SEO’nun Sanılandan Çok Daha Köklü Bir Tarihi Olduğunu Biliyor Muydunuz?

Yazar: Pınar Kenar
26 Nisan 2021

Birçoğunuz SEO kavramı ile son 10 yıllık zaman diliminde tanışmış olabilir. Ancak onun hikayesi çok daha eskiye dayanıyor. Genç ve dinamik yapısı ile daima “yeni nesil” kalan SEO, aslında 25 yaşından bile büyük. Açıkçası bu, dijitalleşmenin kısa tarihi söz konusu olduğunda hatırı sayılır bir zaman dilimi. Peki, SEO bugünlere gelene kadar hangi yollardan geçmiş olabilir?

Arama motorları uzun zamandır hayatımızın önemli bir parçası. Tabii bu kadar işe yaramıyor olsalar aynı durum geçerli olmazdı. Onlar sayesinde her sorumuza bir şekilde yanıt buluyor, hatta en iyi yanıtları verebilecek kaynaklara çabasız bir şekilde ulaşabiliyoruz. Ancak bunun gerçekleşmesi öyle pek de kolay olmadı. Google başta olmak üzere pek çok arama motoru, kullanıcılara en alakalı ve faydalı sonuçları sunabilmek için hayli sancılı süreçlerden geçti. İşte SEO da tam olarak bu uzun süreli sancıların sonucunda dünyaya geldi. 

Bugün Search Bar’da Hayatın Sırrını Bile Bulabilirsiniz

Şaka değil, “Hayatın Sırrı Nedir?” diye arattığınızda bu konuda istemediğiniz kadar çok kaynağa ulaşmanız mümkün. Tabii bunlar arasında Google’a reklam veren yaşam koçlarından en uygun fiyatlı kişisel gelişim kitaplarına, terapistlerden astrologlara kadar pek çok sonuç da bulunuyor. Yani arama motorları, bugün enformasyon ve alışverişin iç içe geçtiği kocaman bir pazar. Tabii bu durum, mal ve hizmetlere bakışımızı da epey bir değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor.

Artık neye ihtiyacımız olduğunu fark etmek için bir reklama rastlamayı beklemiyoruz. Satın almak istediğimiz ürün ve hizmetler hakkında aktif olarak çevrim içi bilgi arıyoruz. 

İşletmeler ise ürün veya hizmetlerine dair arama yapan potansiyel müşterileri bu sayede keşfedebiliyor. Bununla da kalmayıp onlara satış yapmak için yeni yeni stratejiler geliştiriyorlar. İşletmelerin tüketici davranışlarındaki değişim doğrultusunda attığı adımlar, haliyle SEO alanında hızlı bir büyümeyi de beraberinde getiriyor. Ve SEO geliştikçe hakkında merak edilenler de aynı ölçüde çeşitleniyor.

SEO Nedir?

SEO adlandırması, İngilizce “Search Engine Optimization” (Arama Motoru Optimizasyonu) kelimelerinin kısaltmasından oluşuyor. Ve aslında tanım olarak, adının karşılığını tam anlamıyla veriyor. Ancak işin artık salt arama motoru optimizasyonundan çok daha ileri bir noktaya ulaştığını da belirtmeliyiz. Öyle ki “SEO Nedir?” sorusunun yanıtı, belki sadece birkaç yıl sonra bile çok daha uzun açıklamalar gerektirecek olabilir. Şimdi, biz yine de SEO’yu olabilecek en kısa haliyle bir tanımlamaya çalışalım:

SEO, bir web sitesinin arama motoru sonuç sayfalarında (SERP) daha üst sıralarda yer alması için yapılan iyileştirme çalışmalarını ifade ediyor. Kullanıcılar bir bilgi, ürün, hizmet ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak için arama yaptıklarında, gerekli SEO çalışmasını gerçekleştiren ilgili web siteleri sonuç sayfasında daha görünür hale geliyor.

Evet; SEO çalışmaları, SERP’teki sıralamayı iyileştirmek için yapılıyor. Ama onu dinamik -hatta kimilerine göre içinden çıkılmaz- kılan asıl faktör, bunun için hangi tekniklerin kullanıldığı… İşte SEO’nun cilvesi de burada kendini gösteriyor: Arama motoru algoritmalarında yapılan güncellemeler değiştikçe SEO’nun tanımı, iş hacmi ve teknikleri de gelişiyor. Öyleyse SEO’yu bugünkü kapsamlı haline getiren gelişmeleri kronolojik bir şekilde ele almaya artık başlayabiliriz:

1945: Sadece Bir Fikir…

Yer, yine Amerika… Elektrik mühendisi ve Birleşik Devletler Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Ofisi Başkanı Dr. Vannevar Bush, yayın hayatına o zaman bile devam eden The Atlantic dergisinde bir makale yayınladı. Makalenin ana temasını ise dünyadaki tüm veriler için ortak bir arşiv kurma fikri oluşturuyordu. “(…) veri ve gözlemlerin toplanması, paralel materyalin mevcut kayıttan çıkarılması ve yeni materyalin, ortak kaydın son genel gövdesine eklenmesi (…)” Bakar mısınız? Dr. Bush, daha 20’nci yüzyılın ilk yarısında bugünün Google’ını tanımlamış.

1990: Ateşin İcadı, Yani “Archie”

Dr. Bush’un Amerikan rüyasını bile aşan büyük hayalinin ilk somut adımı, tam 55 yıl sonra Archie ile atıldı. Dünyanın web öncesi ilk arama motoru olan Archie, ilkel yapısından dolayı bugün arama motorları tarihçesine genelde dahil edilmese de bizce bu önemli bir adım. Hatta SEO by the Sea’nin Kurucu Başkanı Bill Slawski bile, Archie’den “(…) o sırada internetteki diğer sunuculardan bilgi bulmanın en iyi yolu.” olarak bahsetmiş. O yüzden, daha öğrenciyken bu oluşumun yaratıcısı olan Alan Emtage’in hakkını teslim etmek gerek.

1991: World Wide Web’in Doğuşu

Takvimler 6 Ağustos 1991’i gösterdiğinde, İsviçre Alplerindeki bir laboratuvarda dünyanın seyrini değiştiren o büyük adım gerçekleşti: www! İngiliz mühendis ve bilgisayar bilimi profesörü Sir Timothy John Berners-Lee (namıdiğer Tim Berners-Lee) dünyanın ilk web sitesi World Wide Web’i yayınladıktan sonra, işler hızla gelişti. Ardından birçok web sitesi, birbiri ardınca internet alemine katıldı. SEO’nun işte tam da bu tarihte doğduğu söylenebilir. (Ama birkaç yıl kuvözde kalmış desek yanlış olmaz.)

1993: Architext ve Anahtar Kelimelerin Sahneye Çıkışı

Web sitesi sayısının hızla artması, Stanford Üniversitesinden zehir gibi altı öğrencinin aklına bir fikir getirdi. Ve bu gençler, bir garajda (hiç şaşmaz) Architext adlı bir portal geliştirdi. Arama sonuçlarını içeriğe ve arka uç optimizasyonunda bulunan anahtar kelimelere göre sıralayan bu portal, o dönemlerde bilgilerin kataloglanma biçiminde tam anlamıyla bir devrim yarattı. Devamının gelmesi de tabii pek gecikmedi. Aynı yıl, web kullanıcıları şu portallarla da tanıştı:

  • World Wide Web Wanderer (Sonrasında “Wandex”)
  • ALIWEB
  • JumpStation
  • RBSE Spider
  • World Wide Web Worm

1994: Excite Arama Motoru… ve Şirketi

Architext’in başarısı, genç kurucularına nihayet büyük kapılar araladı! Aldıkları fonlarla mevcut web yazılımlarını geliştiren altı genç, portalın adını Excite olarak değiştirerek aynı adlı bir şirket kurdu. Ancak web’deki geniş bilgilerin tümünü yönetmeyi amaçlayan bu portalın tam teşekküllü hizmete açılması bir yıl sonrasını buldu. Excite tarafında tüm bunlar olurken;

  • Alta Vista,
  • Infoseek,
  • Lycos ve
  • Yahoo

Arama motorları da faaliyete geçti. Nasıl, işler epey hızlı büyüyor değil mi?

1996: Google’ın Öncülü BackRub

Gerçekten bir bilim yuvası olan Stanford Üniversitesi, çok geçmeden iki dehaya daha ev sahipliği yaptığını kanıtladı: Larry Page ve Sergey Brin… Yüksek lisans öğrenimleri sırasında tanışan bu iki parlak beyin, SEO’nun nihayet ilk adımlarını atmaya başladığı BackRub adlı arama motorunu oluşturmaya başladı.

1997: Onun Adı Artık Google

Eylül ayında Page ve Brin, BackRub adıyla çıktıkları arama motoru geliştirme yolculuklarını, google.com alan adıyla tescilleyerek devam ettirdi. Google’ın web’e gümbür gümbür girmesinin hemen ardından, ilk siyah şapka SEO taktikleri de görülmeye başladı. Abartılı olmayacaksa bu, insanlık tarihindeki ilk günahın daha Adem yaşarken işlenmiş olmasına benzetilebilir.SEO’nun en ilkel haliyle var olduğu o günlerde, en üst sırada yer almak için hemen her yol mübahtı. Kurallar vardı evet, ama bugünküne kıyasla çok gevşekti. Anahtar kelime doldurmalar, aşırı etiketlemeler (ki bunlar genelde bolca spam içerikli olurdu) ve geri bağlantılar pazarlamacıların en büyük kozuydu. Bu durumun önüne geçmek ise Page ve Brin’in aklını daha Google’ı kurarken meşgul etmeye başlamıştı.

1998: Hedef “Anahtar Kelime” Değil, “Kalite” Odaklı Sonuç

Page ve Brin, geliştirdikleri dev arama motoruna dair akademik olarak da önemli çalışmalara imza attı. En başından beri arama motorunun sunduğu bilgilerin yeterli kalitede olmasını amaçlayan ikili, ortak yayınladıkları bir makalede mevcut sorunu şu şekilde dile getirdi: “Ticari amaçlı faaliyet gösteren arama motorlarının baskın iş modeli reklamcılıktır. Ancak reklamcılığın hedefleri, her zaman kullanıcılara kaliteli arama sağlamakla örtüşmez.”Buradan yola çıkan ikili, aynı makalede çözüm olarak köklü bir gelişmeyi daha işaret etti: PageRank! Bilmeyenler için açıklayalım: Bu, Google’ın arama sonuçlarını yalnızca anahtar kelimelere değil, kaliteye göre sıralamasına yardımcı olmak için kullandığı patentli bir teknoloji. O halde bu makaleden, SEO’nun artık okul çağına geldiğinin habercisi olarak bahsedebiliriz.

2000: Siyahlar ve Beyazların Savaşı

Google’ın reklam yerine kullanıcı odaklı olmaya başladığı bir döneme girilmişti. Bu dönemde siyah şapkalı SEO teknikleri almış başını gitmiş olsa da artık beyazın hakimiyeti de görülmeye başladı. Google, web sitelerinin sıralamalarını daha etik yollarla yükseltmeleri için bazı SEO yönergeleri sunmaya başladı. Ancak sıralamadaki yerin hala gelen bağlantı sayısına bağlı olması, bu konuda çok fazla değişim yaratmamıştı.

2003: Oyunun Kuralları Değişiyor

Google’ın “kalite odaklı olmaya çalışan” anahtar kelimeye dayalı çalışma prensibi, 2003’te en büyük meyvesini verdi. Ve Kasım ayında pazarlamacılar, Florida adlı ilk büyük algoritma güncellemesiyle yüzleşti. Google’ın Eylül 2002’de yaptığı ilk belgelenmiş güncelleme olan Boston’dan sonra bu seferki, SEO çalışmalarının sektör haline gelmesinin de önünü açtı. Çünkü bu güncellemeye göre birçok site düşük değerli anahtar kelimelerle doldurulduğu için mevcut sıralamasını kaybetti. Böylece Google’da hayatta kalabilmek adına, oyunun daha sağlam bir stratejiyle oynanması gerektiği anlaşıldı.

2005: SEO için Büyük Yıl

Bazı toplumsal hadiselerden konu açılınca büyüklerimizin gözleri dramatik bir şekilde uzaklara dalar ya hani, işte 2005 de eski toprak SEO uzmanları için öyle bir yıldı. Ocak 2005’te Google, web sitelerindeki spam içerikli bağlantıların ve yorumların miktarını azaltmak için Yahoo ve MSN ile iş birliği yaptı. Haziran ayında da SERP’te çıkan sonuçları olabilecek en alakalı hale getirmek için tarama geçmişini kullanmaya başladı. Bu, kişiselleştirilmiş aramanın ilk adımıydı. Aynı yıl Kasım ayında ise SEO çalışmalarının hala belkemiği olan Google Analytics kullanıma açıldı.

2008: Optimizasyon Bugünkü Haline Yaklaşıyor

Google, kullanılabilirliği artırmak ve geçmiş verilere dayalı olarak kullanıcılara daha alakalı içerikler sunmak amacıyla, 2008’de Google Suggest’i hayata geçirdi. Anahtar kelime araştırma araçları, Google Trendler ve Google Analytics’ten gelen yeni kullanıcı içgörüleri ile eşleştirilen bu değişim, optimizasyonu çok daha net odaklara ve hedeflere sahip bir hale getirdi.  SEO’ya yönelik bu kullanıcı odaklı yaklaşım, kişiselleştirilmiş web deneyiminin de derinleşmesini sağladı. Pazarlamacılar, web sitelerinin görünürlüğünü artırmak için içeriklerini doğrudan kullanıcıların yaptığı aramalara yönelik optimize etmeye başladı. Yani, kullanıcı amacına odaklanarak kullanılabilirliklerini (ve dolayısıyla görünürlüklerini) artırabileceklerini keşfettiler.

2009: Herkes için SEO

Microsoft; Haziran 2009’da önceleri Live Search, Windows Live Search ve MSN Search adlarıyla hizmet sunan Bing’i geliştirerek Google’a sağlam bir rakip olarak boy gösterdi. Ancak öte yandan Google da taramayı hızlandırma, dizini genişletme ve indeksleme ile sıralamayı entegre etmeye yönelik dev bir adım atıyordu. Caffeine Güncellemesi adıyla başlatılan bu yeni nesil altyapının kurulması elbette biraz zaman alacaktı.Ve Aralık ayında son dakika haberlerinden tweet’lere kadar pek çok hızlı gelişme, Google Anlık ile arama motorundaki yerini almıştı. Kısacası SEO, artık sadece pazarlamacıların değil; gazetecilerin, sosyal medya yöneticilerinin ve içerik yazarlarının da uğraşı olmuştu. Artık onlar da kendilerini öne çıkarmak için içeriklerini arama motoruna göre optimize etmeye başlamalıydı.

2011: İlk Panda Güncellemesi

Soğuk bir Şubat günü, Google Panda Algoritması SEO dünyasına deyim yerindeyse yıldırım gibi düştü. Bu güncelleme, SEO’cular tarafından ilk önce çalıntı içerik yayınlayan siteleri cezalandırma yöntemi olarak düşünülmüştü. Fakat büyük resim daha başkaydı. Panda Algoritması, aslında hepten arama motoru için içerik yazan, şişirilmiş backlink’lerle dolu ve düşük kaliteli içeriğe sahip siteleri cezalandırıyordu. Sonuçta nihai amaç, kaliteli içerik sunan web sitelerini yukarıya taşımaktı. Böylece “kaliteli içerik” vurgusu daha önce hiç olmadığı kadar yüksek bir sesle yapılmıştı.

2012: Penguen Yılı

Siyah şapkalı SEO’cuların bir numaralı yardımcısı olan keyword stuffing (anahtar sözcükle doldurma) taktiği, Pinguin Güncellemesi’yle nihayet hak ettiği düşüşü yaşayacaktı. Bu güncellemeden aynı zamanda H1 oyuncuları da nasibini aldı. Yani sayfasının H1 başlığı, sunduğu içerik ve köprülerle alakası olmayan web siteleri… 2012, aynı zamanda Google’ın benimsediği reklamsız sonuç sayfası yaklaşımından uzaklaştığı yıl olarak da tarihe kazındı. Bu yılın başlarından itibaren Google, Ads Above the Fold (sayfa üstü reklamları) adı verilen isimsiz güncellemesiyle, reklam alanı gereğinden fazla olan web sitelerini dengelemeyi hedeflemişti. Tabii bu da yepyeni iş alanlarının doğmasına vesile oldu.

2014: Google Yerelleşiyor

Google, sıralamaları alt üst edecek devrimsel bir güncellemeyi daha hayata geçirmişti. Google tarafından doğrudan isimlendirilmese de bu yeni güncelleme Pigeon adıyla anılmaya başlanmıştı. Güncelleme sonucu yerel sonuçların görüntüleme ve sıralamasında önemli değişiklikler yaşandı. Bu sayede Google, temel algoritma ile yerel algoritmalar arasında çok daha ilişkili bağlar kurmuş oldu. Pigeon Güncellemesi, aynı yıl Aralık ayında İngiltere, Kanada ve Avustralya’da da etkilerini hissettirirken harita sorgulamalarında da büyük oranda iyileştirmeler yapıldı. Yerel arama sonuçlarına dair kapsamlı iyileştirmeler, bundan sonra dünya genelinde hızlı bir şekilde devam etti.

2015: Mobil Uyumluluk Yılı

Akıllı telefon kullanımının büyük bir artış göstermesiyle birlikte Google, bu konuda da oldukça dikkat çekici bir adım attı. Artık sadece kalitesiz içerik yayınlayan değil, mobil uyumluluğu olmayan web sitelerinin de sıralaması aşağıya düşecekti. Bu andan itibaren SEO yalnızca anahtar kelime ve içerik optimizasyonunu değil, kullanıcı deneyimini de kapsamaya başladı. Web sitesi yöneticileri bu kez, Nisan’da yapılacak bu güncelleme öncesi bir duyuru ve Mobil Uyumluluk Testi ile iki ay öncesinden haberdar edilmişti. Güncellemenin kısa vadeli etkisi düşük olsa bile, mobil rüzgarı Google’ın bundan sonra atacağı adımlarda kendini baskın bir şekilde hissettirmeye başlayacaktı.

2016: Google Arama Ağı Reklamlarının Organik Etkisi

Google, Şubat ayında sonuç sayfasının sağ kısmında bulunan sütun reklamlarını tamamen ortadan kaldırarak, bunun yerine ilk dört bloğu reklama ayırdı. Bu, ağırlıklı olarak SEM çalışmalarını etkilerken SEO’da da önemli etkiler doğurdu. Çünkü rekabet düzeyi yüksek olan anahtar kelimeler, organik sonuçlar üzerinde de bir çekişme sahası oluşturmuştu.

2018: Medic Update

SEO çalışmalarında Ağustos ayından itibaren artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İçeriğin sadece kalitesi değil, kim tarafından yazıldığı ve kullanıcılar için güvenli bir kaynak olup olmadığı gibi diğer faktörler de önemliydi. Kısacası;

Kullanıcıların hayatını bir şekilde etkileyebilecek tüm içerikler, bundan böyle Google’dan bir ödül veya ceza alacaktı!

Başta Medic Update olarak adlandırılan bu güncelleme, sadece tıbbi bilgi veren sayfaları kapsıyor gibi algılansa da aslında tüm YMYL (your money or your life) sayfalarını hedefliyordu. Bu nedenle söz konusu güncelleme, çok geçmeden E.A.T. olarak adlandırılmaya başladı. Yani;

  • Expertise (uzmanlık),
  • Authority (yetkinlik) ve
  • Trustworthiness (güvenilirlik)…

Buna göre YMYL kapsamında yer alan sayfaların, Google’da hayatta kalabilmek için tüm bu şartları yerine getirmesi gerekiyordu. Bu önemli konu hakkında aslında ne kadar konuşulsa az. Çünkü E.A.T. Kriterleri günümüz ve bundan sonrası için SEO çalışmalarının en önemli kilit noktalarından birini oluşturuyor. Bu nedenle bu güncellemeye dair tüm detayları merak edenler için şuraya açıklayıcı bir video bırakıyoruz:

2019: Sesli Arama Dönemi ve BERT Güncellemesi

Akıllı asistanlardan sonra sesli aramalar, kullanıcılar için hem eğlenceli hem de çok faydalı birer yardımcı haline geldi. Artık birçok kişi, yanıt istediği konuyu arama barına yazmak yerine doğrudan konuşma yoluyla sorgulamayı tercih ediyor. Tabii bu, aratılan kelimeler üzerinde de önemli değişikliklerin yaşandığı anlamına geliyor.Arama sonuçlarını doğal dile daha uygun bir hale getirmeyi amaçlayan Google, bu doğrultuda Kasım 2019’da BERT Güncellemesi’ni hayata geçirdi. Doğrudan kullanıcı deneyimini iyileştirmeye yönelik olan bu güncelleme ile botlar, her sözcüğü ayrı ayrı değerlendirmek yerine aratılan cümledeki bağlamı da göz önünde bulundurmaya başladı. Şimdilik sadece İngilizce’de etkisini gösteren bu güncellemenin, 2020 sonrası diğer dillerde de hızla yaygınlaşması öngörülüyor.

Tüm Bunlardan Ne Çıkarabiliriz?

Teknolojinin ilerlemesi, kaynakların çeşitlenmesi ve kullanıcı ihtiyaçlarının değişmesi gibi tüm faktörler, Google’ın çeşitli alanlarda yüzlerce güncelleme yapmasını gerekli kılıyor. Makine öğrenimi temelli ilerleyen bu dev arama motoru, bireylere en nitelikli içerikleri sunmak adına her geçen yıl daha da seçici davranıyor. Yani Google, kullanıcılarının aramalarına en iyi şekilde yanıt vermek için durmaksızın gelişiyor. Bu nedenle işletmelerin SEO alanındaki gelişmeleri sürekli olarak takip etmesi ve kullanıcıya daima en iyisini sunması gerekiyor. SEO’nun detayları her geçen gün değişip gelişse de aslında işin özünde sadece bu var.


12 Eylül 1995 tarihinde doğdu. 2017 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2 yıl yayıncılık alanında deneyim kazandıktan sonra İçerik Pazarlama alanına yöneldi ve kariyerine Makevisible’da devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir